18 Eylül 2016 Pazar

hayatla ilgili şeyler

plastik çiçekler duruyor pencere önlerinde,masa üstlerinde
gerçekten fazlaca uzak ve belki de gerçeğin en hakiki yalanı
ne çok yalan var
ne az yalancı var
bu evrenin tek şüphelileri biziz 
hatta bu evrende var olan sen,yok olan ben
ben yasadışı bir benlik
sense tarlamın ilk hasatı
evrenimden göçen ilk leylek 
aynı zamanda evrenimde yaşayan insanlar
iki yaşında bir bebeksin koruyup kolladığım
on sekiz yaşında aşık olduğum
otuz da ilk kocam 
kırk da karşı geldiğim baskıcı yönetimim
yetmiş de son kocam,toprağını kalbime gömdüğüm
çünkü biz tarancı'ya inanan insanlardık 
elli yaşına kadar çantasında küçük prens taşıyacak 
gerçek çiçekleri koklayacak insanlardık
küçücük göğüs kafeslerinin içinde birbirimizi yaşatacak insanlardık üstelik 
sınırlı yaşamınla ısıtmanı isterdim içimi
her mevsim üşür ellerim
ölümden ve hayattan doğmayız 
içimde çiçekler büyüttüğüm zamanlarda
bir gerçek oldum dudaklarında
bir doğru oldum parmak aralarında,belki de
ıssızlık olduk beraber kalabalık şehirlerde

9 Kasım 2015 Pazartesi

yabancı*

 Bazı insanlara karşı kendinizi asla tam olarak ifade edemezsiniz. Hele işin içine duygularınız giriyorsa. Ağzınızdan çıkan tüm kelimeler çıkış anından itibaren artık sizin birer düşmanınızdır. Çünkü kelimelerinize karşılık gelecek olan cümlenin yüreğinizi nasıl yakacağını gayet iyi bilirsiniz. Ama asla konuşmamak için çaba sarf etmezsiniz. Bilirsiniz ki susmak,konuşmaktan daha zor bir eylemdir.
 Tebrikler! Artık siz de kendinizden şüphe duymaya başlayabilirsiniz. Yaptıklarınız için pişmanlık duymaya, hissettiğiniz duygular için kendinize kızmaya ve esas kin tutulacak insana toz konduramadığınıza küfredebilirsiniz.
  Kalp asla sevgisine karşılık bulamayacağını anladığında susmayı bilseydi belki böyle titremezdi içiniz.Karşınızda ki sözleriyle sizi vurmak yerine apaçık ana avrat küfretseydi daha az yanardı belki de yüreğiniz.
 Bu gece belki de acı çekmenin yüce gönüllülük olduğunu anlamalıyızdır. Sevdanın içine mutluluk tutamı kadar acı tutamı da kattıklarını. Yüreğin genelde acı çekmek için çarptığını. Dudakların genelde birilerine mutluluk öpücükleri kondurmak yerine kurşun gibi delip geçtiğini de öğrenmeliyizdir. Asla kalbini ezdirmemeyi gerekirse eline isyan bayrağını alıp dikilip karşısına bu benim kalbim dememiz gerektiğini de anlamışızdır.
 Belki de en önemlisi bu gece yüreğin sendeleyerek atışına aşık olmanın değil de bir insana yüreğini feda etmenin sebep olduğunu öğrenmişizdir.

11 Ekim 2015 Pazar

10 EKİM-BAĞIRIN!

 Bir sabah uyandığında gökyüzünde aradığın güneşi bulamayacaksın. Hava puslu ve karanlık olacak.
Yeryüzünden gökyüzüne doğru yükselen ruhlar dolacak etraf. Etrafında zincirlerini kırmaya çabalayan halkı göreceksin. Halka iyi bak. Anca baktığında göreceksin çığlık çığlığa haykıran kalpleri bir o kadar da soğuk kanlı kalpleri. Geride bıraktığın ölü canlar olmayacak. Geri de bıraktığın davaları uğruna ölüsü ve dirisiyle savaşanlar olacaklar. Sen en çok da onlardan korkacaksın. Zaten sen en çok da onlardan korkmuyor musun ? Sen bunu yapan halktan zaten korkmuyor musun ? Geri de bıraktıkların artık daha da kızgın daha da öfkeli. En az sen kadar vahşi. En az sen kadar sana karşı vahşi. Geri de bıraktıkların büyüyor. Korkup kaçmak yerine daha da büyüyor. Daha da sağlam geliyor. Dava devam ediyor. O davaya katılanlar var. Korkuyor musun? Kork.
 Bir sabah uyandığında etrafında barış savunucuları göreceksin. Gencecik pırıl pırıl gençleri. İnsanlara karşı daima güler yüzlü,hedefleri olan,okuyan,çalışan,çabalayan,hayata karşı dimdik durup insanların korkup söyleyemediği düşünceleri kocaman bir cesaretle haykıran gençleri. Düşünen,direnen özgür düşünen gençleri. Sen o gençleri bir gün gözlerini kapatarak harcayacaksın. Vicdanın rahat olacak. Düğmeye basan,emri veren belki sen olmayacaksın ama yandaşçı olacaksın. Sen vicdanını böyle rahat tutmaya çalışırken sokakta yürüyen pek çok insan çanak tutanın, yaptığın yanlış hareketlerinin sonucunu genç insanların çektiğini o halk bilecek. Sen servetine servet katmaya,yaptığın yolsuzluklardan kendini haklamaya çalışırken insanlar alnına kanla yazılmış katil lekesinin asla silinmeyeceğini bilecek.
 Halk susacak mı? Halk susmayacak.Çünkü bağırmak gerekirken susmak vicdanın işi değildir. Günün adı KANLI CUMARTESİ konduğu an halk çoktan kollarını sıvamış olacak!

7 Ağustos 2015 Cuma

bi' kadın kalçası

 İnsanlar yaşlandıkça paranoyak olurdu diye söylenirdi babam.Haklıydı. 20 yaşındayken tek amacın hayatında ki gelecek kaygıların olurdu. Ki ben yaramaz bir kız çocuğuydum. Gelecek kaygısı gütmezdim. Zevk aldığım tek şey sabahlara kadar içmek, Eve geldiğimde bi' köşede kusup kimseye çaktırmadan oraları temizlemekti. Aslında kendi pisliğini kendi temizleyecek kadar da uslu bir çocuktum. Sigara içişime hasta oğlanlar vardı. Bütün vücudumu insanları etkilemek için kullanmaya çalışırdım. Cinsiyeti fark etmeden. Bundan çok büyük bir haz alıyordum. Çünkü insan vücudunun karşındaki insanda bir anlamı olmalıydı. Yaptığın her hareketin bir çekiciliği olmalıydı. Bi' kadının albenisi olmalıydı.
 Ben böyle bi kadındım. Kabulleniyordum bunu. Cinsellik dürtüsü oluşturmayı sevdiğim kadar seksten nefret ediyordum. Benim arzuladığım tek şey çekici olmaktı. Bazen kendi bedenim için bile dürtüler hissediyordum. Ve bunu karşımdaki insan da hissetmeliydi. Benim takıntım da buydu.
  İnsan vücudunun fiziksel her özelliği gibi duygusal özelliği de vardı. Bir erkek bir kadının göğüslerine karşı da duygusal yaklaşmalıydı. Belki de bi kadının kalçalarına aşık olunmalıydı. Kesinlikle benim kalçalarıma aşık olunmalıydı.
  Yaşlanıyorum. Etlerim buruşuyor. Kalçalarım diriliğini kaybediyor. Göğüslerim sarkıyor. Yine de mutluyum. 50 yaşında ki bi kadının da kalçalarına aşık olunabilirdi. Benim de kalçalarıma aşık olunmalı.

21 Şubat 2015 Cumartesi

dantel

 Beyaz çarşaflı yatağımda bir leke bıraktım tüm gece. Sağlam kalan son çay bardağı da çatladı. Doldurdum demlikten içtim dudaklarımın kanamasına aldırış etmeden. Şişmiş dudaklarla sokağa attım kendimi. Havanın aydınlık olmasına aldırış etmeden. Neyi saklayacaktım? Gözlerimin siyahlığını mı? Kanamış şişik dudaklarımı mı? Sararmış benzinimi mi? İnsanlardan neyi saklamam gerekiyordu?
  Kimse beyaz çarşafımı ve yatağın kenarına iliştirdiğim iç çamaşırlarımı görmüyordu sonuçta. Önemli olan onların görülmemesiydi. Yoksa benim ne önemim vardı. Önemli olan o çok severek aldığım siyah dantelli sütyenimdi. Giymeye kıyamadım yatağımın yanına iliştirdim. Fazla çirkindi vücudum giymek için.
  Çarşaflarıma bakmayın. Her gece eskittim. Her gece delirmeme tanık oldu. Biraz renksizdi ruhu. Ama iyi dert dinlerdi. Kurtarmak istedi ama olmadı. Çok çaba sarf etti ama ölümü engelleyemedi. O bembeyaz çarşafa kirli bir leke bırakarak öldüm ben. En çok da buna üzüldüm. Hiç silinmeyecek bir leke. Ben öldüm. Arkamdan bir not bıraktı. O sütyen en çok sana yakışırdı diye.

6 Şubat 2015 Cuma

Bir Plasebo Etkisi: AŞK

Dünyanın en gereksiz şeylerini yapıyoruz. Kendimizi üzüyoruz. Cinayet değil mi bu? Her şey yolunda giderken bir şeylere saplanıp kalıyoruz. Ya da elimizde mutluluk sancağı ile koşarken arkamızdan birinin fırlattığı ok göğsümüze saplanıyor. Çünkü koruma kalkanlarımızı açık bırakıyoruz. Birini sevdiğimiz zaman yeryüzünden siliniyoruz. Tüm o işleri yapanlar ruhsuz bir beden oluyor. Peki ruh o arada ne yapıyor? Kendine acı çektiriyor. İşte cinayet tam da bu. Her sabah uyandığında vücudunu ruhundan çıkarıp bir insanın peşine takmak. Hayatın değişiyor. Yürüdüğün yollar, dinlediğin şarkılar, yürüme tarzın, konuşma tarzın. Sen değişiyorsun. Gözlerin artık daha hareketli çünkü gideceğin her yer de onu arıyorlar. Kulakların hazır da bekliyor sesini duymak için. Onu gördüğünde ne sarılmamak için kollarına ne de sevmemek için kalbine engel olabiliyorsun. Tüm bu güzel duygular içinde sen gidip kendine acı çektirtiyorsun. Çünkü sen hiç gelmeyecek bir adamın ayak izini Kaldırım izlerinde arıyorsun.

12 Ocak 2015 Pazartesi

Insanlar ve paradigmaları 1

 Insan dedikleriniz kimler? Elinizi uzattığınızda kirli midir? Acaba önce nereye dokundu? Neyi tuttu? İşedikten sonra ellerini ya yıkamadıysa belki de yoğun bir orgazm süreci geçirmiştir diye düşünen ruh hastaları mı? Yoksa o eli tutup insanı yedi kat alta gömen ruhu bozuklar mı? Bu bi hakaret değil. Asla. Nitekim bizde birer şizofreni adayıyız. Belki çoktan sınavı geçmişimdir. Hepimiz iyi insanlarız bakmayın böyle ruhumuzun +18 olduğuna. Sadece öngörülerimiz var. Yatakta olduğu gibi hayatta da. Mesela pahalı bir ürünün daha kaliteli olduğunu düşünmek, pahalı eşyalarla hayatını döşeyen insanların daha entellektüel olduğunu düşünmek gibi. Oysaki entellektüellik bilgi ve birikimdir. Sizin isim arayışında olduğunuz kesimin zaten adı vardır. Sosyete. Her sakallı Kürt, her Kürt ise terörist değil, teröristler de hayvan değil insandır. Bazıları ise bu işe zorla başlatılmıştır. Bunun böyle olmasını isteyen de yukarıdakidir. Aman ha yanlış anlaşılmasın patrondur. Sonuçta dini sorgulamak yobazlıktır. Müslüman olmak ise senin dinine mensup olmayan 12 kişiyi görüşlerinden ötürü öldürmektir(kimilerine göre). Basın özgürlüğüne hiçe saymaktır. İyi bir yönetici ise kendi ülkendeki basın özgürlüğünü görmeden başkalarınınki için yürüyüşe katılmak ve orada sırıtmaktır. Paradigmalardan bir demet...